kadim bilgeliğin yolculuğu devam ediyor...
Endişeli Muhafazakarlar Çağı - Dinden Uzaklaşan Türkiye
Sosyoloji

Endişeli Muhafazakarlar Çağı - Dinden Uzaklaşan Türkiye

Volkan ERTİT



NEDEN ENDİŞELİ MUHAFAZAKARLAR ÇAĞI KİTABI
TEKRAR BASILIYOR?
Aslında tekrar basılmayacağını sanıyordum. Ve hatta yeni baskı yapılmasını istemiyordum. Yayınevim kitabın baskısının tükendiğini söylediğinde, “düzeltme yapmak istiyorum, yeni baskıyı biraz bekletebilir miyiz?” diye rica etmiştim. Ancak hem Endişeli Muhafazakarlar Çağı (EMÇ) ile ilgili bazı yapısal sorunlar, hem de çok daha kapsamlı ve EMÇ’yi de içine alan yeni bir eser ortaya koyma arzusundan dolayı (2019 Şubat ayında yayımlanan Sekülerleşme Teorisi kitabımdan bahsediyorum) kitabı tekrar bastırmak istemiyordum. Sanıyordum ki, sekülerleşme konusunda ortaya kapsamlı bir kitap koyabilir isem, bu durumda EMÇ’ye artık gerek kalmayacaktı. Ancak birbirinden bağımsız birkaç sebepten dolayı onu yok sayamayacağımı fark ettim.

Öncelikle, izninizle neden basılmasını istemediğimi anlatayım. EMÇ 2015 yılının Şubat ayında piyasaya çıktığında, Türkiye’nin sekülerleştiğini iddia eden ilk eserdi sanırım. Ancak ne yazık ki çok iyi ve orijinal bir fikri sunabileceği en iyi şekilde sun(a)mamıştı. İddia ettiğim şeyin yeni ve ezber bozucu olmasının getirdiği heyecan ve acelecilik, akademiye dair yöntem bilgimin yetersiz olması, etrafımda beni uyaracak, hatalarımı düzeltecek, kitabın daha ayakları yere basar hale gelmesini sağlayacak tanıdıklarımın önerilerini olması gerektiği derecede önemsememiş olmam ne yazık ki daha sonra “keşke”lerimin olacağı bir eserin ortaya çıkmasına sebep olmuştu.

Kendimi yanlış ifade etmek istemem. EMÇ’nin savunduğu şey çarpıcı ve cesaret gerektiriyordu. Bu noktada onun hakkını vermem gerekiyor. Ama “büyük iddiaların büyük kanıtlara ihtiyacı var”dı ve ne yazık ki EMÇ sahip olduğu büyük iddiayı hem büyük kanıtlar ile ortaya koymamıştı, hem de yer yer iddia ettiği şeyin kanıta ihtiyaç duymayacak kadar açık olduğunu düşünme gafletine düşmüştü. Örneğin Alevi-Sünni evliliklerinin artmasını sekülerleşme örneği olarak ortaya koymuştu EMÇ. Türkiye’de bu evliliklerin arttığı zaten herkesin de malumuydu. Bu sebepledir ki, bu iddia için referans göstermem gerektiğini düşün(e)memiştim. Tabii ki iddia doğru idi, hatta EMÇ’de yer alıp da yanlışlanan bir iddia olmadı henüz. Ama işte iddianın doğru olması için benim “öyle düşünüyor” olmamdan, ya da bunun sokakta kabul ediliyor olmasından daha fazlasına ihtiyaç vardı akademik metnin parçası olması için. Ne yazık ki kitabın birçok iddiasında referans kullanmış olsam da bazı iddialarda bu noktalar eksik kalmıştı. Bazı konular benim açımdan o kadar açık ve seçik ortadaydı ki (gerçekten flörtün artığına dair çalışmaya ihtiyaç var mı?) bunun için kanıta (bu konu hakkında yapılmış akademik çalışmalara) ihtiyaç olmadığını düşünmüştüm. “Nasıl yani, Alevi-Sünni evliliklerinin arttığına dair bir de referansa mı ihtiyaç var, iyi o zaman güneşin doğudan doğduğuna dair de referans gösterelim” modunda idim. Hâlbuki EMÇ’nin iddialarını destekleyecek referanslar zaten varmış ve kullanılmaları gerekiyordu.
Hataymış olmamaları.
Üzgünüm.

EMÇ’ye dair yapılması gereken bir diğer değişiklik ise, kitaba dair eleştiriler geldikçe daha net şekilde ortaya çıktı. Her ne kadar kitap kendi içinde tutarlı olsa da, eleştirilerden sonra ortaya çıktı ki, bazı noktaların kitapta defaatle vurgulanması gerekiyormuş. Çünkü gelen eleştirilere yanıt verirken;

“Kitabın şu şu sayfasında buna yanıt vermiştim.”,
“Evet anlıyorum, ancak zaten şu sayfada bu konuya açıklık getirilmişti.”

cümlelerini sıklıkla kullanmaya başladığımı fark ettim. Bir yazar için, ortaya koyduğu eseri bu şekilde savunmaya çalışması, devamlı ona destek olmak için yazdığı şeyleri tekrar tekrar bir de sözle ifade etmesi iyi bir şey değil. Öğrendim ki, bir çalışma, Türkiye’deki bazı kalıp yargıları sorguluyorsa ve ters bir okuma yapıyorsa, ulaştığı sonuca giden teorik zemini çok daha ayrıntılı ve vurgulayarak anlatmalıymış. Ama bu sadece benim suçum mu, ondan da emin değilim. Zira Türkiye akademi dünyasındaki kalıplaşmış yargılar, kimi akademisyenlerin hızlı okuma yapmaları, bazılarının ise hiç okuma yapmamaları ve eseri televizyondaki tartışma programları veya gazete röportajlarından yola çıkarak değerlendirmeleri ve buna benzer detaylar da bu süreçte etkili oldu diye düşünüyorum. Bu sebeple kitabın bazı noktalarının, özellikle yeni bakış açısı sunduğu bölümlerin, çok daha fazla vurgulanması gerektiğini fark ettim.

2019 yılında yayımlanan Sekülerleşme Teorisi kitabımın editörü olan Muhammed Emin Çifçi kitaba yazdığı takdim yazısında şu cümleyi kullanmıştı: “Yazarın okurla kurduğu ‘takıntı’ derecesindeki empati de kitabı okurken akla gelen birçok sorunun cevabının birkaç sayfa içerisinde bulunmasını sağlıyor.” İşte bu “takıntı”lı hal, EMÇ ile ilgili yaşadığım süreçten dolayı ortaya çıktı. Ve en temeldeki sorun da, ne yazık ki Türkiye’de yerleşmiş “din” merkezli sekülerleşme algısı idi. Bu konu hakkında beni eleştirmek isteyenler söze şöyle başlıyordu:

Ertit’in din diye bahsettiği şeyler “gerçek” İslam değil ki!
Benim halamın kızı başı açıktı artık kapalı.
1970’lerde benim annemin mini etekli fotoğrafları var!
Bir kadın artık tokalaşmanın günah olmadığını düşünüyorsa onun tokalaşmasına sekülerleşme diyemezsiniz?
Kur’an-ı Kerim’de bunlar yazmıyor ki!
vb…

Özellikle son dönemlerde dindarlar arasında “gerçek İslam” tartışmaları daha yüksek sesle yapılmaya başlandı. Hali ile EMÇ de bu tartışmaların bir parçası oldu. Bu ilginç bir durumdu zira EMÇ din sosyolojisi alanında üretilmiş bir kitaptı ve “gerçek İslam”ın ne olup olmadığı disiplinin doğası gereği onun alanına girmemekteydi. Kelamcılar, hadisçiler ya da fıkıhçılar için oldukça tartışmalı ve heyecan verici olan “gerçek İslam”ın ne olduğu konusu, din sosyoloğu için anlamlı ve heyecan verici bir konu değildir. Buna rağmen, EMÇ’yi eleştirmek isteyenler İslam’ın ne olduğunu, İslam’dan ne anlaşılması gerektiğini anlattılar uzun uzun. Ve benim ortaya koyduğum kriterlerin “gerçek İslam” ile uyuşmadığını savundular. Hâlbuki din sosyolojisi disiplini böyle bir tartışmaya izin vermemekte. Herhangi bir din sosyoloğu, gerçek İslam’ın ne olduğu ile ilgili olarak bir yorumda bulun(a)maz. Eğer bir kişi gerçekleştirdiği davranışı “din”den dolayı yaptığını söylüyorsa, sosyolog bunu olduğu şekli ile not etmek zorundadır. Disiplinim (din sosyolojisi) başka şekilde İslam’a bakmama izin vermiyor zaten. EMÇ’de ortaya konulan kriterler benim kriterlerim değil, sokakta yaşanan İslam’ın kağıda aktarımı idi:

İnançlı kişi sayısı,
İbadet etme oranları,
Evlilik öncesi cinsellik,
Kıyafet kodları,
Eşcinsellik,
Ailevi ilişkiler,
Yeme-içme,
Toplumsal tartışma dili,
Medya dili,
İslam ile meşrulaştırılmış halk inançları,
Alevilerin gündelik yaşamları,
Sünnilerin gündelik yaşamları, vb…

Sosyolog olarak yapacağım şey bireylerin içsel/kalbi teslimiyetlerini anlamak değil, gündelik yaşamdaki davranışlarını incelemek olacaktı.

Aslında din sosyolojisinin bu özelliğine dair EMÇ’de tartışma yapılmıştı. Hatta ismi “Sekülerleşme Kavramını İlahiyatçılardan Kurtarmak” adlı 6. bölüm bu konuya ayrılmıştı. Ama anlaşılan o ki, yetersiz kalmış kendisini ifade etmekte. Zira farklı mecralardan, farklı entelektüel seviyelerden ve farklı akademik derecelerden benzer eleştirilerin gelmesiyle bunu başaramadığımı anladım.
Bu sebeple, hem 2014 yılında yayımlanan teorik Sekülerleşme kitabını hem de 2015’te yayımlanan ve Türkiye’deki durumu anlatmaya çalıştığım EMÇ’yi bir araya getirerek ve yine bu son 5 yıllık tartışmaların öğrettiklerinden de yola çıkarak 2019 yılında Sekülerleşme Teorisi kitabını yayımladım. Bu sefer hem akademik dile ve yönteme daha hakimdim, hem de vurgulanması gereken yerleri okuyucuyu yer yer bıktırma pahasına daha fazla göz önüne serdim. Tam da bu nedenle artık EMÇ’nin de basılmasına gerek kalmadığını düşünüyordum. Ancak Türkiye’nin sekülerleşmesi ile ilgili olarak ortaya çıkan ilk eserlerden biri olduğu için, ne zaman sekülerleşme tartışması alev alsa Türkiye’de, tekrar kitapevlerinden isteniyor.

Kaçınılmaz olarak, kitabı tekrar düzenledim ve bundan sonra oldukça kısıtlı bir kitleye dahi ulaşacak olsa, en azından bu hali ile okuyucuya ulaşmasının çok daha sağlıklı olacağı kanaatindeyim. Teorik bilgiyi ve Türkiye ile ilgili kısımları Sekülerleşme Teorisi kitabından aldım. Önceki baskılarda referansla güçlendirilmemiş iddialar referanslandırılmış oldular ve akademik olarak daha tercih edilesi bir üslup ile yazıya aktarıldılar. Diğer bölümleri ise en fazla kelime düzeltmeleri yaparak kitapta bıraktım. Bir nevi, sekülerleşme teorisi kitabının özeti haline geldi.

Bundan sonra ulaşacak okuyucular için verimli tartışmaları beslemesi dileği ile…

Volkan Ertit


ARKA KAPAK YAZISI

Hikâye yanlış kurgulandı.

Bekir Ağırdır'a ait olan ve Binnaz Toprak ile popüler olmuş Endişeli Modern kavramı, ne yazık ki yıllar boyunca esas endişeli olanlardan rol çaldı. Zira, çağ Endişeli Modernlerin değil, "Endişeli Muhafazakârlar"ın çağı.

Yıllardır oldukça ürkek şekilde paylaşmaya çalıştığım düşüncelerimi artık daha yüksek sesle ifade edebilirim: Evet, Doğu Cephesi'nde yeni bir şey yok, Türkiye çok hızlı şekilde sekülerleşiyor! Yeni nesiller eski kuşaklar kadar umursamıyorlar dini. Türkiye toplumunun dindarlaştığı öyle kabul edilen bir gerçekti ki,

2010 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Sosyoloji Bölümü doktora mülakatında yaşadığım aşağıdaki olay muhafazakârlaşma algısının ulaştığı nokta bakımından oldukça dikkat çekicidir:

Sosyoloji Profesörü: Doktoranızda ne çalışacaksınız?

V.E.: Hocam, ben genel algının aksine Türkiye'nin sekülerleştiğini, yani Türkiye'de dinin gücünün ve prestijinin azaldığını, yeni neslin kendilerinden önceki kuşaklara nazaran dine daha uzak olduklarını düşünüyorum. Ve doktora tezimde de bu toplumda dinin hayattan çekilmesinin ardında yatan sebepleri çalışmak istiyorum.

Sosyoloji Profesörü: Affedersiniz ama, Türkiye her geçen gün kış uykusuna yatmış bir hayvan gibi İranlaşırken, siz nasıl olur da böyle bir şeyi savunabilirsiniz!

Temin Edebilirliği: Mevcut Yayın Tarihi: 2020/03/18
ISBN: 9756124444 Baskı Sayısı: 1. Baskı
Sayfa Sayısı: 194 Cilt Tipi: Karton Kapak
Kağıt Cinsi: Kitap Kağıdı Boyut: 14x21 cm
Kategori: Siyaset , Sosyoloji

En Çok Satanlar

Sosyoloji

Uluslararası İlişkiler